Çalışmalarınızın hangi sıklıkta yayınlanması gerektiğini anlamak için “Neyi kriter almalıyım?” sorusunu sorduğunuzu duyar gibiyiz. İşte size iki örnek; To Kill a Mocking Bird”, yani Türkçeye “Bülbülü Öldürmek” olarak çevrilen ve bir edebiyat klasiği olan romanın yazan Harper Lee, hayatı boyunca sadece tek bir kitap yayınlamış. Diğer taraftan, bilim kurgu yazarı Isaac Asimov, roman, kısa hikâyeler ve kurgusal olmayan eserleri de dâhil olmak üzere 500’den fazla kitap yayınlamış. Bu iki örnek size genel bir fikir vermediyse, isterseniz bir de araştırma danışmanınıza sorun. Bakalım nasıl bir cevap alacaksınız.

Aslında cevap aşikâr

Belki siz akademik dünyaya belirli bir sayıda makale yayınlamak için gönül vermediniz ama araştırma danışmanınızdan “Hangi sıklıkta araştırmalarımı yayınlamalıyım?” sorusuna gelen yanıt, muhtemelen “Mümkün olduğunca çok yayınlamalısın” olacaktır. Aslında olaya şöyle bakmak lazım: Eğer yola yeni çıkmış bir araştırmacıysanız, önceliğiniz ortak bir akademik araştırmacı kimliği sistemi oluşturan ORCID (“Open Researcher and Contributors ID”nin yani Açık Araştırmacı ve Yazarlar Kimliği’nin İngilizce kısaltması) hesabınızda, 1 adet olan kayıt sayısını arttırmak olacaktır. Eğer daha tecrübeli bir akademisyenseniz, önceliğiniz daha farklı olacaktır. Bu durumda, detaylı proje özetleri ya da sağlam bir makale yayınlamak üzerinde yoğunlaşıyor olacaksınız.

Fırsatların arttığı bir dönemdeyiz

Eskiden çalışmalarınızı ne kadar çok yayınlamak isteseniz de, şartlar yüzünden mümkün olmuyordu. Sınırlı sayıdaki akademik dergilerin yüksek ret oranları yüzünden, uzunca bir süre “Yayınla ya da yok ol” baskısı altında yaşandı. Yani kısacası, elinizde çalışabileceğiniz kaliteli araştırma verileri olsa bile geniş bir kitleye ulaşabilmenin hiç bir garantisi yoktu. Fakat yayıncılıkta “açık erişim”in ortaya çıkışıyla birlikte, artık “makale inceleme ücreti” ödeyerek çalışmanızı istediğiniz dergide yayınlatabilirsiniz.

Açık erişim, araştırmalar, teknik raporlar, tezler ve çalışma raporlarının yanı sıra hakemli dergi makalelerinin ve konferans bildirilerinin ücretsiz, online kopyalarından oluşur. Çoğu durumda, okuyucular için bunların kullanımında lisans sınırlaması yoktur. Bu nedenle, araştırmaların daha büyük kitlelerle buluşmanın ötesinde, bunlardan öğretim ve diğer amaçlar için ücretsiz olarak faydalanmak da mümkün kılınır. Artık günümüzde, dergi kıtlığı diye bir şey yok. Aksine, sayıları gitgide artan ve tartışmalı hakemlik süreçleriyle çalışan birçok dergi bulunuyor.

Salamizasyon, dilimleme

Günümüzün trendi, bir araştırmanın sonuçlarını çalışmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve yapay bir biçimde bölerek birden fazla yayın çıkarmak. Örneğin, bir çalışma, hem öğrencinin hem de öğretim görevlisinin verilerinden oluşuyorsa, bunlar farklı makalelerde ayrı veri setleri olarak sunulabilir. Oysa ki, o araştırmayı niteliğini bozmadan tek bir makale olarak yayınlamak gerekir.

Yukarıda tanımlanan, bu en küçük yayınlanabilir üniteye bölme işlemine “dilimleme” deniyor. Buna alaycı bir ifade ile “salamizasyon” diyenler de bulunmaktadır. Ayrıca, bu kavramın etik olup olmadığı da çoğunlukla tartışılmaktadır. Bu noktada, doğal olarak insan “Kitlelere araştırmalarımın niteliğiyle mi, yoksa çalışmalarımın niceliğiyle mi ulaşmalıyım?” sorusunu muhakeme etmekten kendini alamıyor.

Sihirli sayıyı bulabildiniz mi?

Tüm bu yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, aslında yayınlama sıklığı ile ilgili sihirli bir sayı yok. O yüzden, kendinizi çok fazla baskı altında hissetmeden, etik kurallar çerçevesinde araştırmalarınıza devam etmelisiniz.

Öncelikle şunu unutmayın: Çoğu akademisyen, akademik araştırmalarına, “Şu kadar makale yayınlamalıyım” diyerek başlamıyor. Ayrıca, öncelikler, zaman, kaynaklar, kısıtlamalar, fırsatlar, çağın getirdikleri gibi birçok faktörün de hesaba katılması gerekiyor. Zaten siz, yeterince araştırma yayınlamıyorsanız, emin olun patronunuz, bunu size her fırsatta hatırlatacaktır!

Share Button