Bilimsel hatalar, akademi ve araştırma dünyasının bir gerçeğidir. Fakat bu tarz hataları bulmak, bir matematik problemindeki hatayı bulmaya pek benzemez çünkü, bir bilimsel hatanın, aksi keşfedilmediği sürece tanımlanması pek mümkün değildir.  Aslında burada bir kısır döngü bulunmaktadır. Bunun nedeni ise, orijinal çalışma verilerinin diğer çalışmalarda da kullanılması halinde,  sonuçların hemen hemen aynı olması ve hatanın ortaya çıkmasının zorlaşmasıdır.  Bu yüzden verileri, en baştan doğru bir şekilde ele almak oldukça kritiktir. Bu durumda, kontrol gruplarını yönetmek önemli bir unsurdur.

Hataların başlıca sebeplerinden biri, kontrol gruplarını küçük tutmaktır. Belli bir gruptan örnekler alarak araştırma sonuçları çıkarmak akademisyenler için yanıltıcı olmaktadır. Araştırmanın her parçasını yeniden incelemek ise oldukça zor bir iştir. Bilimsel araştırmalarda karşı bir sonuç olmadığı sürece sonuçlara daima güvenilir. Fakat buradaki problem şudur; eğer, bir gün yayınlanan bir araştırmanın tam tersi bir sonuç ortaya çıkarsa, harekete geçmek için çok geçmiş kalınmış olabilir. Özellikle insan hayatını etkileyen tıbbi araştırma çalışmalarında, kontrol grupları çok büyük önem taşımaktadır.

İnsan hataları artıyor mu?

Araştırmalarda ortaya çıkan bilimsel hataları veya sonuçları, insan hatasından ayırmak oldukça zordur. Çünkü birinde az sayıda örnek toplamaktan kaynaklanan bir sapma olurken, diğerinde tamamen bir kişinin sayıları veya örnekleri karıştırmasından veya bilerek manipüle etmesinden kaynaklanan bir hata olabilir. Örneğin, 1976 yılında, 309 bin araştırma arasında hatalardan kaynaklanarak geri çekilen makale sayısı sadece üçtür. 2007 yılında ise yaklaşık 868 bin makale arasında, geri çekilen makale sayısı 83’tür! Yani 20 yılda hata sayısında, 10 kat artış olmuştur. Aslında bu sayı biraz daha fazladır çünkü dergi editörleri bu tarz konularda tam olarak bilgi vermekten kaçınmaktadır.

Bu hataların bazıları, tamamen bilmeden yapılan insan hatası olarak adlandırabileceğimiz hatalar sınıfına girerken, bazıları ise bilerek yapılan hatalardır. Aslında bunlara hata değil de yanlış yönlendirme dememiz daha doğru olacaktır, çünkü veri setlerinin manipüle edilmesi ve orijinal verilerin tam olarak verilmemesi, hataların başlıca kaynağıdır. Tabi ki bilimsel araştırma sayısı arttıkça, doğal olarak hata sayısı da artacaktır ama 20 yılda araştırma sayısı yaklaşık 3 kat artarken, hata sayısının 10 kat artması burada bir sorun olduğunu açıkça göstermiyor mu sizce?

Şeffaflık çağrısı

Günümüzde bilimsel araştırmalara oldukça yüksek paralar yatırılmaktadır. Bu nedenle,  hatalı araştırmalar farklı sonuçlar doğurabilir. İşte, bundan dolayı, bilim insanları, araştırmalarını hatalı olsa bile geri çekmekten kaçınabilirler.

Akademik yayıncılıkta makale geri çekme süreci de oldukça karmaşık bir şekilde yürütülmektedir.  Geri çekme süreçleri de pek şeffaf değildir. Bunun nedenlerini tahmin etmek zor değil tabi ki. Hem kişinin, hem de yayıncının itibarını zedelememesi veya olası bir davaya konu olmamak için bunlar kamuoyundan saklanıyor olabilir. Ancak, bunlar saklandığı sürece, bu hataların basit bir insan hatası mı yoksa bilerek yapılmış bir manipülasyon mu olduğunun anlaşılması zorlaşmaktadır.

Bugünlerde bilimsel hatalara karşı medyanın ilgisi oldukça yüksektir. Geri çekilen her araştırmaya kuşkulu gözlerle bakılmaktadır ve bu, kuşku oklarının hem makalenin yayınlandığı dergiye, hem de makaleyi yazan araştırmacıya yönelmesine sebep olmaktadır. Bundan dolayı, geri çekilen her araştırmanın ardındaki nedenler, şeffaf bir şekilde açıklanmalıdır ki herkes kimin ne kadar hatalı olduğunu veya olmadığını net bir şekilde görebilsin. Araştırma etiği de bunu gerektirir zaten. Sonuçların açık bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması, insan doğasından kaynaklanan hatalar ile bilerek yapılan hataları, yani bilimsel suiistimali veya akademik yolsuzluğu birbirinden yardımcı olacaktır. Ve sonuçta anlaşmazlıklar, istatistiksel analizin geçerliliği üzerinde devam edecek ve belli bilimsel analizlere dayanan iddialar değerlendirilecektir.

Share Button