Dünya çapında biyomedikal Ar-Ge harcaması konusundaki iki makale, bu sahadaki araştırmacılar için bazı iyi haberlerle kötü haberleri ortaya koydu. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki araştırmacılar için haberler kötü, fakat Asya için bundan daha iyisi olamaz.

Avrupa ve Amerika: Azalan Fonlama

2007–2012 döneminde Avrupa’da biyomedikal Ar-Ge yatırımı aynı seviyede kalırken ABD ve Kanada’da yaklaşık yılda %2 azaldı. Toplam harcamaların yaklaşık yarısını oluşturan ABD bu tür araştırmalarda dünyada uzak arayla en büyük ülke olduğundan, harcamayı azaltma sebepleri ilgi çekici. Bu durum, kısmen ABD Kongresi’ndeki araştırmaların planlama ve fonlamasını felce uğratan siyasi çekişmelerden kaynaklı. Fakat devletin araştırma pastasındaki payı azalmadı; her yıl pozitif ancak düşük bir oranla %0,8 arttı. Azalan özel sektörün payı oldu. Biyomedikal sanayinin aynı miktarı harcadığı, fakat daha çok ABD dışında, işgücünün ucuz ve ilaç gelişimiyle ilgili mevzuatın daha az olduğu Asya’da harcama yapıldığı anlaşılıyor.

Asya: Artan Fonlama

Asya ve Avustralya ile birlikte Okyanusya’da biyomedikal fonlama artış eğiliminde. Ağırlığı en fazla olan Japonya 2007–2012 arasında yıllık yaklaşık %6 artış gösterdi, bu seviye Avustralya ve Hindistan ile aynı ve Güney Kore’nin altında. Fakat uzak farkla en büyük artışlar, nispeten düşük seviyedeki bir fonlamayla yıllık %33 çıkış gösteren Çin’de meydana geldi. Çin fonlama artışını dokuz yıl boyunca bu aşırı oranda devam ettirirse 6 milyar dolardan (2012) 109 milyar dolara (2021) çıkarak dünyanın en büyük biyomedikal Ar-Ge makinesi olarak ABD’yi sollayacak. Tabii ki, gelecekle ilgili yapılan ve bilinene ilişkin tahminler risklidir. Çin sonsuza kadar %33 büyüme oranını koruyamaz. Bununla birlikte, yavaşlasa bile Çin devinin durdurulamayacağına inanıyorum. Böyle hissediyorum çünkü 1980’lerde yeni mezun bir öğrenciyken bazı Çinli misafir profesörlerle görüşmüştüm. Uzmanlıkları ve iş ahlakı konusunda beni gerçekten etkilemişlerdi. Amerikalı bir profesör gıpta ederek “Çinliler geliyor,” demişti. Gerçekten geliyorlar.

Araştırmacılar ile ilgili çıkarımlar

Bugünkü eğilimler devam ederse Doğu’ya bakın! Çünkü burası en son araştırmaların büyük kısmının yapılacağı yer. Aynı zamanda, işbirliği için en olgun fırsatların olacağı yer. Bu pürüzsüz bir süreç olmayacaktır: İç politika ve dünyadaki ekonomik durumlara bağlı olarak inişler ve çıkışlar, duraklamalar olacaktır. Fakat dünya nüfusunun %5’ine sahip ABD sonsuza kadar biyomedikal araştırmaların %50’sini fonlamayacaktır. Dünyanın geri kalanı, araştırma kalitesi ve fonlama seviyeleri açısından arayı kapatıyor. Ve bu iyi bir haber.

Biyomedikal Ar-Ge Fonlamasında Uzman Görüşleri

1ABD dışında araştırma harcamasındaki büyüme basitçe sermayenin çalışma verimliliği ile ilgili. Daha az bürokratik engelle aynı veya daha düşük maliyetle daha büyük çalışmalar yapabilecekken neden mevzuatla ilgili engeller üzerinden atlayıp daha yüksek işgücü maliyetiyle para harcayacaksınız ki? Bu durum, paracıklarını sayanları ve hissedarları mutlu eder, peki ne pahasına? “Elde edilecek sonuç için her yol mubahtır” sözü, ancak uygun yönetim ve ileri görüş ayakta kaldığı sürece geçerli olacaktır. Daha düşük maliyet rakamları için masraftan kaçıldığında, toplanan verilerin doğruluğu sorgulanmaya başlar. Resmi onay alınmadan önce bu tür verileri sorgulamak üzere araştırmanın doğruluğunu koruyabilecek miyiz?

Ar-Ge’yi kısa vadeli bir maliyet düşürme hedefi olarak görmeyi tercih ediyor gibiyiz. Ayrıca, kısa vadeli uygulamalı araştırma projelerini daha büyük temel veya saf araştırma gayretlerini tercih etmeye devam ettikçe, araştırma fonlamasındaki bu global geçişin sürmesi ihtimali artacaktır.

Dr, İdari Çalışmalar, Operasyonel Araştırma ve Akademik Yazılar konusunda 30 yılın üstünde deneyim, ABD

2Biyomedikal Ar-Ge’nin Asya’da yükselişi kesinlikle faydalıdır, fakat Kuzey Amerika’daki harcamalardaki aşağı yönlü eğilimi telafi etmemektedir. Kuzey Amerika ve özellikle ABD, geçmişte görüldüğü gibi global biyomedikal araştırmalara en büyük katkıyı sağlama kabiliyetine sahiptir. Amerikalı bir akademisyen olarak, bu araştırmalara ayrılan devlet fonlamasındaki devede kulak artışı ülkemiz ve özellikle ABD Kongresi üzerindeki bir utanç olarak görüyorum. Makalede doğru bir şekilde dikkat çekildiği üzere, bu durum sadece bu konudaki değil, ABD’deki pek çok bilimsel ve kültürel araştırma ve üretim sahasını olumsuz etkileyen siyasi iç çekişmelerin bir ürünüdür.

Asya’daki ilerlemeden dolayı sızlanmak için hiçbir sebep görmüyorum – aynı şekilde Kuzey Amerika’da azalan araştırmaların sonuçlarını göz ardı etmiyorum. Benim gözümde, tüm araştırmalar iyi araştırmalardır ve ne kadar fazla yapılırsa o kadar iyi olur. Bu, kesinlikle ve şiddetle en çok genç bilim insanlarını ve onların potansiyel olarak çığır açma kabiliyetlerini etkilemektedir. Fonlama bulamayan yetenekli genç bilim insanlarını bu branşı terk etmeleri daha da büyük bir endişe kaynağı olacaktır. Daha az Ar-Ge yapılması ve bu branşta gelecekte daha az yetenek olmasında, dünya sağlığı ve gelişimi ancak olumsuz etkilenebilir. Amerikalılar, bu meselede ulusal temsilcilerinin peşine daha fazla düşmelidirler.

Doktora, Amerikan Tarihi, Operasyonel Araştırma ve Akademik Yazılar konusunda 5 yılın üstünde deneyim, ABD

3Hem Rochester Üniversitesi Tıp Merkezi, hem de Amerikan Tıp Derneği Dergisi, ABD’nin biyomedikal araştırmalar arenasında kan kaybettiğine dair makaleler yayınladılar.  Bu durum, ABD’de gelecekteki hayatın kalitesinde etki yaratabilir.

Şu an, ABD yeni ilaçlar, tıbbi cihazlar ve klinik prosedürlerin kaynağı konusunda liderdir.  Yeni ilaçlar için kaynak olmadan antibiyotik direnci artan virüslere karşı mücadele kaybedilebilir.  Bu tür bir kayıp, ABD’nin her tarafındaki hastanelerde tedavi seçenekleri kalmayan hastaların ölmesi gibi ağır sonuçlara yol açabilir.  Aynı zamanda Ebola’da gördüğümüz gibi bir sonraki salgında mücadele etmek zor olacaktır.

Her ülkenin ABD’ye göre farklı zorlukları ve öncelikleri bulunmaktadır.  Örneğin, yaşlı nüfusu fazla olan Japonya’nın önceliği yeni antibiyotikler için değil, Alzheimer’i durduran, tedavi eden ve gerileten ilaçların kaynağını bulmak olacaktır.  Bu nedenle, başka ülkelerden temin edilen yeni ilaçlar, tıbbi cihazlar ve klinik prosedürler ABD vatandaşlarının çoğunluğuna hitap etmeyebilir.  Bu durumun, ABD’de hayatın kalitesine doğrudan etkisi olabilir.

MS, Bilgi Teknolojisi, İngilizce-Japonca Çeviri konusunda 11 yıldan fazla deneyim, Japonya

4Günümüzdeki Japon ve Çin kaynaklı biyomedikal araştırma sonuçları “Biyomedikal Ar-Ge fonlamada eğilimler” makalesinde bahsedilen hareketli atmosferi sergiliyor ve otonomi konusunda büyümeye işaret ediyor. Bir ekonomi olarak, ABD sağlamlığını ve üstünlüğünü, Doğu’nun tehdidinden uzak olan farmakolojik ve teknolojik temellerine borçludur. Buna göre, Asya’daki biyomedikal gayretler ne kadar hünerli ve taze olursa olsun, ABD yılların ilaç tedavilerine karşı kimi zaman etkinliği az ve kimi zaman ancak marjinal ve spekülatif avantajları olan yeni ilaçla bazen havanda su dövdüğü kendi sanayinde üstünlüğünü koruyacaktır. Bu blog isim vermek için uygun bir ortam olmayabilir, fakat Amerikan farmakoloji firmaları tarafından yapılan agresif pazarlama ve kamu görüşüne yönelik müdahaleleri bir sır değildir ve ekonomik açıdan onaylanmaktadır.

Asyalı ticaret modelleri, geniş ölçüde Batı’dan dikte edilenlerle uyumlu olsa da sağlık ve tıbbi müdahalelerle ilgili kamu görüşleri asırlık geleneksel ilaçlardan en azından güçlü bir seviyede etkilenmektedir. Bunlar çoğunlukla zorlu Batılı onay süreçlerinden mahrumdurlar ve aktif bileşenler, tekrarlanabilirlik ve konsantrasyona bağımlılık gibi kavramlar hızla çamurlu bitki ekstrelerine ve doğal iksirlere nüfuz etmektedir. Yani, araştırmaların çoğunun saf içerikler ve geleneksel hazırlıklar olarak yeşil çay, sirke ve zencefil ve benzerlerinin bileşenlerini belirlemeye ve bunların sağlık ve hastalık üzerindeki etkilerinin in vivo ve klinik karakterizasyonlarına ayrılmış olması sürpriz değildir. Sonuçta büyük Batılı farmakoloji çıkarlarını azaltmaya yol açabilecek Asya’daki biyomedikal araştırmalar ile ilgili belirleyici özellikler burada yatıyor olabilir. Pek çok geleneksel ilaç için etkinlik ile ilgili sağlam kanıt olmamasına rağmen, bence Çinli ve Japon toplumlarındaki uzun ömürlülük, hiçbir yeni ilaç için mümkün ve kabul edilebilir bir doğrulama sağlamayan binlerce yıldır kullanılmalarına değinmeden çok hassas bir kanıt oluşturmaktadır. Böylece, Kuhn paradigma kaymaları, gelecek yıllarda daha iyi ilaçlara ve daha homojen global biyomedikal Ar-Ge fonlamaya katkıda bulunacak global ekonomik gelişmelerle örtüşebilir.

Doktora, Kanser, Bilimsel ve Tıbbi Makale yazımında 12 yıldan fazla deneyim, AU

Özetle, dünya çapında biyomedikal Ar-Ge harcaması söz konusu olduğunda, toplam harcamaların yaklaşık yarısını oluşturan ABD uzak arayla pazardaki en büyük ülke. Fakat dünya nüfusunun %5’inin sonsuza kadar biyomedikal araştırmaların %50’sini fonlaması beklenmiyor. Hem araştırma kalitesi, hem de fonlama seviyelerinde dünyanın geri kalanının yetişmesi gereken konu bu. İyi haber, bu oyunun gittikçe daha eşit hale gelmesi – son araştırmalar Doğu’da da yapılmaya başlanıyor. Tüm araştırmalar iyi araştırmalardır ve ne kadar fazla yapılırsa o kadar iyi olur.

Burada ilginç olan federal fonlamadaki son düşüşün ve bunun devamında uygulamalı araştırmalara kaymanın, temel araştırmaların popülerliğini giderip gidermeyeceğini görmek. Acaba daralan Ar-Ge bütçesinin kısa vadeli bir maliyet düşürme hedefi olarak azalmaması buna mı bağlı?

 

Share Button