Yakın zamanda yapılan bir ankette 270 bilim insanına bilimin en büyük sorunlarının neler olduğu soruldu. Yöneltilen soru ”Eğer günümüzde bilime dair bir şeyi değiştirebilecek olsaydınız neyi, hangi sebeple değiştirmek isterdiniz?” şeklindeydi. Ankete katılanlar arasında, yeni mezunlardan profesörlere, laboratuvar başkanlarından Fields madalyası sahiplerine kadar bilim alanında farklı deneyim ve konumlara sahip bilim insanları bulunurken, tek ortak yönleri kariyerlerinin dış güç ve organların teşvikinden kötü etkilendiği ve bunun bilimin gidişatını kötü etkilemekle sonuçlandığı konusunda hemfikir olmalarıydı.

Bilimsel süreç temelde şu şekilde ilerler: Bir sorudan yola çıkılır, bu soru için deney kurulur ve sorunun yanıtı alınır. Ardından sonuçları kanıtlamak ve yöntemi kusursuz hale getirmek için deney tekrarlanır. Ne var ki görüşülen 270 bilim insanı da en doğru soruları sormayı sürdürmek ve anlamsız gerçekleri ortaya çıkarmak konusunda kendilerini koruma altına almaya öncelik tanımak zorunda bırakıldıklarını dile getirdi.

Bilim insanları günümüzde başarılarının araştırmalarının kalitesine göre değil, hak kazandıkları bursların miktarı, yayınladıkları çalışma sayısı ve buldukları sonuçların kamuoyunun ilgisini ne kadarçektiğine göre değerlendirildiğini kaydetti. Kuzey Dakota Üniversitesi’nde lisansüstü öğrencisi olan Kathryn Bradshaw anketi yayınlarken ”İstatistiki olarak anlam taşıdığını bildiğim sorular sormakla gerçekten anlam ifade eden sorular sormak arasında bölündüğümü hissediyorum” ifadesini kullandı.

Bilim insanları genellikle başarıdan ziyade başarısızlıktan birçok şey öğrenebilirken günümüzde başarısızlıkla sonuçlanan çalışmalar kariyerin sonu anlamına gelebilir. Bilim insanları hep daha fazla yayın üretmeye ve sürekli faydalı kalmaya itiliyor. Bir nevi ”yayınla ya da yok ol” kısır döngüsüne saplanmış durumdalar. California Merced Üniversitesi’nde bilişsel bilimler profesörü görevini yürüten Paul Smaldino’nun deyimiyle ”Zaman içerisinde en başarılı kişiler, sistemi en iyi sömürenler olacak.”

Ankete katılan bilim insanlarınca dile getirilen, listede önde gelen yedi sebebe kısaca göz atalım: Öncelikle akademide büyük bir para sıkıntısı söz konusu; ikinci olarak suistimal sebebiyle çok sayıda çalışma yetersiz zemin üzerinde tasarlanmakta; üçüncü sebep deney sonuçlarının tekrarı hayati önem taşımasına rağmen nadiren yapılıyor; dördüncüsü emsal değerlendirme sisteminin çatlaması, hatta çöküşü; beşincisi bilimin genellikle parayla erişilebilen mecralarda sıkışıp kalmış oluşu; altıncısı bilim iletişiminin zayıflığı ve son olarak yedinci sebep genç bir akademisyenin hayatının olağanüstü derecede stresli oluşu.

Bir de uzmanların görüşlerini dinleyelim.

PhD, Kanser (12 yıldan fazla bilimsel ve tıbbi yazım deneyimi, Avusturalya)

1111111111111Kısa süreli araştırmalarda sözleşme bedeli genellikle ortaya koyulan yayın sayısı ve doğurduğu etkiler gibi faktörler üzerinden hesaplanır. Kısa süreli olmaları, araştırmacıları hızlıca sonuç alacakları yayınlar üretmeye dair çalışmalarla sınırlayabilir.  Bunu takiben düzenli bir şekilde görevlendirilen akademisyenlerin ürettiği bilim, bir şekilde bilim camiasına henüz dahil olmuş olanların ürettiklerine göre farklılık gösterir. Söz konusu olan incelemeye değer bir farktır, çünkü hak ettiğinin çok altında maaşlar ödenen doktora ya da post-doktora düzeyindeki akademisyenler arasındaki rekabet hiç bu kadar büyük, mesleğe yeni atılan araştırmacılar hiç bu kadar kalabalık olmamıştı.

2016 tarihli ”Kötü bilimin doğal seleksiyonu” adlı makalelerinde Smaldino ve Mcelreath, bilimsel başarılardan ziyade kariyere dair dönüm noktalarını mükâfatlandıran ortam koşulları yaratmanın doğuracağı sonuçları ortaya koyarken, zayıf metotlar ve ihtiyatlı hipotezler için bir nevi ”seçici baskı” oluşturmayı önermektedir. Buna benzer yaratıcılıktan uzak çalışmalar bulmak oldukça kolay. Örneğin farmasötik alanında çalışan bilim insanları, zehirlilik oranı ve tesir üzerine standart ölçümler kullanarak genellikle teröpatik potansiyeli olan yüzlerce kimyasalı karşılaştırıp, yalnızca deney bileşenleri kimyası açısından ayrıcalık gösteren onlarca yayına imza atmaktadırlar. Hal böyle iken rekabet değeri yüksek yayınlar yoluyla, bu türdeş bilime adanmış yüksek düzeyde finanse edilmiş programlar, tahmin edilebilme ihtimali düşük hipotezlere yönelik seyrek bir ”niş” için yeterli gücün oluşmasına olanak sağlar. Araştırma hibeleri her ne kadar yetersiz ya da yanlış yola sapmış olursa olsun ve günlük bilim dünyasında kariyer olanakları her ne kadar küçülmeye devam etse de, kimileri emeğin ucuz olduğu bu ortamda ustalık ve kendini adamışlıkla, zekice kurdukları hipotezi memnuniyetle test etmenin yolunu bulacaktır. Bilim için devlet desteği sanat ve beşeri bilimler alanlarını aşıyor olsa da, yine de bilim insanı olmak bir ayrıcalıktır ve birçokları, finansal güvensizlikle yaşamak gibi bir tuhaflığa mecbur bırakılmıştır.

PhD, Biyoloji (12 yıldan fazla bilimsel yazım ve akademik düzenleme deneyimi, İngiltere)

22222222222Bir İddiaya göre çevre avukatı Gustave Speth bir zamanlar şu ifadeleri kullanmıştı: “Önceden en önemli çevresel problemlerin biyo-çeşitlilik kaybı, ekosistemin çöküşü ve iklim değişikliği olduğunu düşünürdüm. İyi bir 30 yıllık bilimsel ilerleme ile bu sorunları giderebileceğimiz düşüncesindeydim. Ama yanılmışım. En büyük çevresel problemler, bencillik, aç gözlülük ve ilgisizlikmiş.” Bana göre bunlar, bilimle ilgili ana meseleler. Aslında işin aslı para ile ilgili. Üniversiteler bir iş yeri gibi işletiliyor ve temel bilim para etmiyor. (Son kullanıcı uygulamaları ediyor, ama bu üniversitelerin yaptığı bir şey değil.) Para, tekrarların yarattığı zarara veya sağlam çalışma tasarımına rağmen mümkün olduğu en hızlı şekilde yayına girmenin baskısını yapıyor. Para, araştırma sözleşmelerinin uzunluğunu azaltırken, bilimsel sonuçların satın alma engellerinin arkasında kalmasını gerektiriyor ve sonuç olarak bilimcileri, bilimsel fon için devamlı ve yüksek rekabetli bir yarışa sokuyor. Bu durum positif bir düşünce de yaratmaktadır aslında; en azından zayıf bilimsel iletişim kolay çözülebilir bir hale gelmektedir. Birisinin bilimi detaylı bir şekilde anlayabilmesi için aktif bir bilimci olması gerekmiyor ve “Anlamadığım konularda bilimsel raporlama yapmayacağım” şeklinde bir özelleştirme yapan bir bilimsel iletişimci için etik bir kod yaratılmasını mümkün kılıyor.

MS, Bilgi Teknolojileri (11 yıldan fazla çeviri deneyimi, Japonya)

33333333Bugün bilimin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri, araştırmacıların araştırmalarının, yönelttikleri soruların kalitesi ya da araştırmalarının hayata geçirilmesi ile değil, daha çok ne kadar fon alabilecekleri, kaç tane araştırmalarının basılacağı veya kamuoyu ilgisinin ne kadar ilgi çekebileceği ile ölçülebilir olduğu şeklindedir. Bilim, araştırma ve sonuçlardan daha çok artık popülerlikle ile ilgilidir. Çünkü bilim insanlarının karşı karşıya olduğu en büyük sorun sadece ne kadar fon alabildikleri değil, bu fonu ne kadar sürdürebilir kılacaklarıdır. Fonlar, bilim insanlarının çalışmalarını, yayınladıkları sonuçları ve aldıkları riskleri güçlü ve olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Bu durum bir kısır döngü yaratmaktadır. Hibe ve fon almak için araştırmacılar yayın yapmak zorundadır, yayın yapabilmek için ise, olumlu sonuçlar elde etmek durumundadır. Bu yüzden de araştırmacılar “güvenli,” yayını kolay araştırmaları veya sponsorlarına hitap edecek önyargılı sonuçlar yayınlamayı seçmektedir.

Bu sorunla ilişkili veya ondan kaynaklı diğer sorunlar ise şöyle sıralanabilir: kötü teşvikler çalışmaların zayıf bir şekilde tasarlanmasına neden olmaktadır, sonuçları çoğaltmak önemli ama bunu yapmak için fon eksikliği mevcuttur, hakem değerlendirmeleri önyargılı ya da yanlış olabilmektedir, bilimsel sonuçlara erişmek pahalıdır, bilimsel sonuçlar genel kamuoyuna güçlükle iletilmektedir ve son ama en önemlisi olarak; genç bir bilimci olarak akademik hayata başlamak streslidir ve bilimci maddi olarak yeterli memnuniyet elde edememektedir.

Bilimin ve deneyimli ya da genç araştırmacıların karşılaştıkları tüm problemler aynı olsa da, bilimin sona geldiğini söylemek mümkün değildir. Bütün bunlar, değişikliklerin sorunsuz bir sisteme göre yapılması gerektiği anlamına gelmektedir ki, böylece, bilim insanları farklılık yaratabilecek araştırmalar yapabilsinler.

Share Button