man-question-mistake

Günümüzde, her gün binlerce akademik araştırma ve makale yayınlanmaktadır. Fakat yıllardır, sorulan şu soru, halen cevabını bulabilmiş değildir: “Biz kimin için araştırma yapıyoruz?” Buna verilebilecek çok sayıda mantıklı cevap vardır fakat işin aslı, tüm araştırmaları kendiniz için yaptığınızdır. Ve akademik bir araştırma yapan herkes bilir ki, çalışmanız bittiğinde kendinizi dünyanın en önemli kişisi gibi hissedersiniz.

Araştırma yayıncılığında, kendini önemli hissetmek için binlerce çalışmanın arasından sıyrılmak gereklidir. Bu da araştırmaya dikkat çekerek olur. Dikkat çekmenin en kestirme yolu ise, bildiklerimizle ve öğrendiklerimizle ters düşecek bir araştırma yayınlamaktır. Örneğin yarın, bir araştırmada yüksek derecede şeker içeren kolanın, sağlığa yararlı olduğu açıklansa, tüm dergiler bunu yayınlamak ister. Çünkü bu araştırma önceden bildiklerimizin tam tersini söylemektedir. İşte ilgi çeken budur, tabi ki doğru olduğu kanıtlandığı sürece.

Yanlış tanı nedir?

Yanlış tanı kavramı, genellikle tıbbi araştırmalarda ortaya çıkan bir durumdur. Buna yanlış pozitif sonuç da diyebiliriz. Bu olay kısaca, olmayan bir hastalığın veya durumun, hatalı değerlendirme sonucu varmış gibi gösterilmesidir.

Akademik araştırmalarda da yanlış tanı sonucuna, bir şeyin gerçek olmadığı yönünde kesin istatiksel kanıtlar var ise ulaşılır. Yanlış sonuçlar içeren bir araştırma yayınlamak, çoğu akademisyenin bilerek yaptığı bir şey değildir. Bunun en büyük nedeni, oluşan baskı sonucu yeterli verinin toplanıp analiz edilememesidir.

Farklı olma baskısı

Araştırma sonunda yanlış pozitif sonuçların çıkmasının birçok nedeni vardır. Ancak bunlardan en belirgin olanı, üst makamlardan gelen baskıdır. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz ‘’Yayınla ya da Yok Ol’’ baskısı, akademisyenleri bariz bir şekilde hata yapmaya yöneltmektedir. Birçok üniversite, akademisyenlerden ses getirecek ve akademik dünyada etkili olacak araştırmalar yayınlamasını ister. Aksi takdirde, hiçbir şey yayınlamamanız onlar için çok daha iyidir.

Her defasında, sansasyonel araştırma yayınlama çabası, akademisyenleri diğer önemli araştırmalardan da gün geçtikçe uzaklaştırıyor. Örneğin, devamlı takip edilmesi gereken ve aşama aşama geliştirilen araştırmalar, artık akademisyenler tarafından tercih edilmiyor. Çünkü bir dergide yayınlanabilmek için altın biletin, insanları ters köşeye yatıran araştırmalardan geldiğini biliyorlar. Aynı, kola örneğindeki gibi! Tabi ki bu durum bir domino etkisi yaratarak, her seferinde, hatalı ve yanlış tanı koyulan araştırmaların artmasına da neden oluyor.

 Daha fazla zarar

Gelecekte yapılacak araştırmalar, geçmiştekilerin sonuçlarından etkilendiği sürece, yanlış tanılar zarar vermeye devam edecektir. Gerçekten insanları şaşırtan, sansasyonel araştırmaların, gerçek bir hipoteze dayanması ve kesin sonuçlar ile kanıtlanması gerekmektedir. Bunun yarattığı tehlike, aslında zannedilenden de büyük olabilir çünkü zaman içinde araştırmaların yer aldığı veri tabanları bu tarz araştırmalar ile dolacak ve gelecekte araştırmacılar, hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu ayıramayacaklar.

Share Button