Doktora Sonrasında Akademik Pozisyon Bulmak ya da Bulamamak

Doktora sonrası araştırmacı (Postdoc) olduktan sonra bir akademisyen olmak, çekiliş kazanmak gibidir. Bu, bazıları için gerçekleşirken bazıları için gerçekleşmez.  Çekilişte, artık bireylerin başarı şansı da düşmektedir; çünkü bilet sahiplerinin sayısı ödül sayısını aşmış durumdadır. Ben postdoc sonrasında akademisyen olmadım. Neden akademisyen olmadığımı merak ediyordum ve 50’den fazla akademisyen ile görüşerek, zihnimin benim için engeller sunduğunu ve beni yanılttığını öğrendim.

Kariyerimin başında, akademisyen olmakla ilgili herhangi bir engelle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Doktoramda harika bir hocam vardı. İlk postdoc’umu mükemmel bir hocayla yaptım. Hepsi bana ulaşılabilir hedefler verdiler, keşif sevincini öğrettiler, umudumu yitirdiğimde bana destek oldular. Kariyerime değer verdiler, beni alandaki diğer liderlerle tanıştırdılar ve ilerlememe yardımcı oldular. Her şey iyi gidiyordu ve bu başarımla kariyerimin kendi kendine ilerleyeceğine inanmıştım. Yanılmışım.

Yıllarca bir postdoc’tan bir postdoc’a çalışmaya devam ettim; sayısız deney yaptım, veri ürettim ve çok iyi zaman geçirdim. Kendimi topluma gerekli ve yararlı hissettim. Fakat akademik dünyada bir postdoc olarak kalmak için artık “çok pahalı” ve “yaşlı” oldum. Yeni postdoc pozisyonu bulamayınca, diğer daimi akademik pozisyonlara başvurmaya başladım.

5’inde ilk yazar olmak üzere toplamda 19 yayınım, 2 kitap bölümüm ve 10 toplantı özetim vardı. Bu, çok da etkileyici bir özgeçmiş değil ama ben çoğu akademik pozisyon için yeterli olduğunu umuyordum. Pek çok akademik kuruma, özel sektöre ve devlet kurumuna yüzlerce başvuru yaptım. Sadece 4 yer bana mülakat için geri dönüş yaptı. Özel sektöre ve devlet kurumlarına pozisyonlara başvurdum. Hiç teklif almadım. Mülakata bile çağrılmadım. Sonra, bir başka postdoc şansı daha buldum. Bir biyoteknoloji şirketinde çalıştım ve daha sonra bir üniversitede inovasyon yöneticisi oldum. Akademisyen olma ilgimi tamamen kaybettim.

Çok Çalışmak Yeterli mi?

Kariyerim boyunca birçok seminere ve çalıştaya katıldım. Genellikle buralarda anlatılan, ilerlemek için çok çalışmanız ve geniş bir ağ kurmanız gerektiğidir. Ben zaten ikisini de yapıyordum. Başkalarının neden benim başaramadığım bir şeyde başarılı olduğunu anlamıyordum. Onlar kadar akıllıydım ve onlar kadar çok çalışmıştım. Şanssız mıydım? Akademisyen olamamamı sadece kötü bir şans olarak kabul edemedim. Sonuçta ben bir araştırmacıydım ve başarısızlıklarımı anlamak istedim. Cevaplarımı bulabilmek için başarılı hocalarla görüşmeye karar verdim. Görüştüğüm kişilerin çoğu şanslı olduklarını (doğru zamanda doğru yerde olduklarını ve doğru insanları tanıdıklarını) belirtti. Tabii ki, “şanslı olmak” faydalı bir tavsiye değil. Ancak, onların diğer tavsiyelerini sizler için derledim.

Verilerinizi sahiplenin. Bazen başarı, projenin konusundan ziyade projede çalışanlara bağlı oluyor; çünkü bazı insanlar konu ne olursa olsun projelerini çalışır hale getirebiliyor.

Projenize sahip çıkın. En iyi araştırmacılar projelerine sahip çıkanlardır; bir şeyler yapmak için danışmanlarından izin istemezler ve sadece kendi kişisel yetenekleriyle bir şeyler yaparlar. Önünüzdeki çalışmalara/projelere bağlı kalmak yerine, farklı önemli sorular üzerinde çalışılması gerekiyor. Geçmişte kendimin böyle bir şansı teptiğimi fark ettim. Laboratuvarımızda farklı bir protein etkisine rastlamıştım; hatta bu konu ile ilgili bir yayın olmadığını gördüm. Danışmanım bunun güzel olduğunu kabul etti, ancak bunun planlarına uymadığı hakkında beni ikna etti. Oysaki geleceğimi düşünüp ısrar etseydim farklı olabilirmiş, çünkü hiçbir hoca umut verici bir yayına hayır diyemez.

Kendinizi istediğiniz rolde görüntüleyin. Görüştüğüm hocalara ne kadar süredir akademisyensiniz diye sorduğumda, çoğu “her zaman” dedi. Postdoc yaparlarken hocalarına meslektaşlar olarak yaklaştıkları ve ortak amaçlar için çalışan arkadaş ilişkisi kurduklarını söylediler.

Umutsuzluğa düşmeyin. Sonuçlarınız hocanızla çelişebilir; umutsuzluğa düşebilirsiniz (ben düştüm). Ama bu, verimlilik için iyi değil. Bir hoca dedi ki; “Öğrenciler, hocalarının da yanlış yapabileceğini bilmeli”. Bilimde çok çalışmanız, projenizi sahiplenmeniz ve motivasyon seviyenizi yüksek tutmanız gerekiyor.

Zamanınızı etkin kullanın. Görüşmelerimde “Bilimde kısa sürede üretken olmalısınız” dediler. Süre her zaman düşündüğünüzden çok daha hızlı geçer, bu nedenle sürekli gözünüz takvimde olmalıdır. Postdoc’unuz sona ermeden yayınlanabilir sonuçlarınızın olduğundan emin olmalısınız.

Hedeflerinizi özetleyin. Çoğu hoca, kariyerlerinde bir sonraki adım için her zaman plan yaptıklarını söyledi. Doktoralarına başladıklarında zaten postdoc’larını nerede yapacaklarını düşünüyorlardı. Postdoclarına başladıklarında, akademisyenlik için nereye başvuracaklarını zaten biliyorlardı.

Sezgilerinize güvenin. Görüştüğüm hocaların çoğu sezgilerine güvenerek hızlı kararlar aldıklarını anlattı. Bense tam tersini yapmışım. Her zaman bir bilim adamının düşünülmüş ve sağlam kararlar vermesi gerektiğini düşünüyordum. Ancak çoğu hocanın 1 veya 2 iyi düşünülmüş proje üzerinde çalışmak yerine 10 yarı-pişmiş projeye odaklandığını öğrendim.

Bitiş. “Bitmiş mükemmelden daha iyidir” diye bir özdeyiş vardır. Eğer çalıştığınız bir şeyi yayınlamıyorsanız, kendi zamanınızı ve danışmanınızın da zaman ve parasını boşa harcıyorsunuz demektir. Eğer hipotezinizi, gerekli tüm denemeleri yapmak için yeterli zaman olmadığı için kanıtlayamıyorsanız, bütünün bir parçasını kanıtlamak ve yayınlamak daha iyidir. Bu tavsiyeler umarım sizin için de yararlı olur.

Cevap bırakın

Your email address will not be published.