Başlığa bakıp da bu ne şimdi demeyin. Akademik kariyer yapan insanların günlük yaşamlarında bu sözlerin oldukça önemli bir yeri vardır. Fakat bu sözler kariyerlerinde  hangi seviyede olduklarına göre değişir. Örneğin bir doktora öğrencisinin yayımlanmayan bir teze sahip olmasının akademik kariyeri ve iş bulması açısından oldukça olumsuz olduğunu söyleyebiliriz. Tecrübeli aratırmacılar için yalnıca son projen kadar iyisindir. Bu yüzden eğer projeniz prestijli bir akademik dergide yayımlanmaz ise, ‘’Yok Ol’’ cümlesi size daha tanıdık gelecektir. Kısacası bu durum araştırma fonlarının hatta üniversitedeki pozisyonunuzun kaybı olacaktır.

Bir Kısır Döngü670px-Self-Publish-Poetry-Step-11 (1)
Üniversiteler ve akademik dergiler artık bu yayımla ya da yok ol kültürüne eşit derecede katılıyorlar. Bütçe kesintilerine karşı üniversitelerin tutunabileceği en iyi dal araştırma fonlarını kendi kurumlarına akıtmaktır. Bunu yapabilmenin ilk şartı ise prestijli akademik dergilerde sıklıkla görünür olmaktır.

Araştırma yayımlama konusunda yoğun bir baskı altında bulunan akademik araştırmacıların dergilere yaptığı başvuruların sayısı her geçen artıyor. Bu durum da bütün bu başvuruları değerlendirmek durumunda kalan dergilerin operasyonel maliyetlerini yükseltiyor. Buna ek olarak her yıl çok sayıda yeni dergi yayımlanıyor, bu dergilerde de yüksek etki faktörü üzerinden prestij elde etme baskısı oluşuyor. Bu da doğal olarak çığır açan araştırmalar yayımlamak, medya ilgisini çekmek, yüksek sayıda alıntılama alarak etki faktörünü yükseltmek konusunda bir baskı oluşturuyor. Alın size bir kısır döngü!

Bu Sistemin Sert Sonuçları
Eski akademisyenlerin çalışma koşullarının zorluğundan ve kötülüğünden şikayet etmek için ortaya attığı bu yayımla ya da yok ol kavramını görmezden gelmek kolay. Fakat araştırmalar gösteriyor ki bu baskı ortamının devam etmesi akademik araştırmaların bütünlüğü ve doğruluğu konusunda büyük riskler getirecektir. Eğer bu durum bu şekilde devam ederse ve oyunun içindekilerin bu durumdan canı yanmaya başlarsa, ciddi sonuçlar ile karşılaşabiliriz:

Parçalara ayırma: Araştırmacılar tek bir araştırmadan birçok makale çıkarabilmek için projelerinden elde ettikleri sonuçları parça parka yayımlayabilirler.

Yazarların çoğalması: Araştırmacılar yayın kredilerini artırmak için başkalarının çalışmalarına ortak yazar, katılımcı hatta misafir yazar olarak katılabilirler.

Belli araştırmaların tercih edilmesi: Alıntılama oranlarının artması ve buna bağlı olarak etki faktörünü yükseltmek için dergiler sadece pozitif sonuçlara sahip olan araştırmaları yayımlayabilirler. Yine bunun sonucu olarak olumlu sonuçları doğrulamak için tekrardan düzenlenen araştırmaları yayımlamayı sınırlayabilirler.

Alıntılama takıntısı: Daha önce de söylediğimiz gibi dergiler etki faktörlerini yükseltmek için alıntılama sayılarına odaklanırlar. Enstitüler de bu alıntılamaları performans ve görev süresi değerlendirmeleri için bir ölçü olarak kullanabilirler.

Araştırma bütünlüğünün tehlikeye girmesi: Hakem değerlendirmeleri manipüle edilebilir ve sonuçlar tamamen sahte olabilir.

“Yayımla ya da Yok Ol” kültürü oldukça yaygındır ve görünen o ki daha uzun bir süre burada kalacak. Hem yazarlık hem de hakem değerdirmesi konusunda yapılan şeffaflık çağrıları araştırma kalitesi ile ilgi sorunları çözmekte yardımcı olabilir. Fakat araştırmacılara kendi araştırmalarını nerede yayımlayacaklarına dair baskı yapılması ve baskının sürmesi, sistemi temelden çürük bırakacaktır.

Share Button