Bilimsel makaleler yayınlayan bir akademisyen veya araştırmacıysanız “etki faktörü” kavramını duymamış olamazsınız. İngilizcede “impact factor” (IF) olarak geçen etki faktörü, sevseniz de sevmeseniz de bilimsel yayıncılıkta önemli bir sıralama ölçütü. Etki faktörünü kısaca açıklama gerekirse, bir dergide yayınlanan makale başına düşen ortalama atıf sayısı diyebiliriz. Yaklaşık 40 sene önce Eugene Garfield ve Irving H. Sher tarafından bulunan etki faktörü, bir derginin önemini aynı kulvardaki başka yayıncılarla kıyaslamak için kullanılan popüler bir yöntem olmuştur. Etki faktörünün eleştirildiği birçok nokta var. Özellikle hesaplamanın sadece alıntılama sayısına göre yapılması ve bundan dolayı bazı iyi dergilerin az, bazı kötü dergilerin de yüksek etki faktörüne sahip olması en çok eleştirilen konuların başında geliyor.

Etki faktörünün önemieigenfactor_header
Etki faktörü çok eleştirilse de yıllardan beri kullanılan bir sıralama ölçütü ve bir başkasıyla değiştirilmesi oldukça zor görünüyor; özellikle de günümüzdeki popüler yayıncıların, gördükleri rağbeti kullanarak akademisyenlere yaptığı baskı göz önüne alındığında. Burada olan düşük etki faktörüne sahip dergilere ve buralarda yayın yapan yazarlara oluyor. Bir araştırmacının makalesi düşük etki faktörüne sahip bir dergide yayınlandığında, konusundaki ilk yazı olsa bile bundan kimsenin haberi olmayabiliyor. Bu yüzden, aynı konu hakkında sonradan yazılan başka makaleler daha yüksek etki faktörüne sahip dergilerde yayınlanınca, bunların yazarları ister istemez daha popüler oluyor. Yani kısacası araştırmayı ne zaman yaptığınız veya herkesten önce düşünmüş olmanız önemli değil, ilk önce nerede yayınlattığınız önemli. Bu da sistemin zayıf olan noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Etki faktörü sandığımız kadar önemli bir şey mi? Evet, önemli! Tam da yukarıda verdiğim örnektekine benzer durumlardan dolayı, bir yazarın devamlı araştırma yayınlamaktan daha çok nerede ve ne zaman yayınlayacağına önem vermesi gerekiyor.

Yüksek etki faktörü iyi okunan mı demek?
Etki faktörü önemli olsa da sadece rağbetli dergilere yönelmek de çok mantıklı bir hareket değil. Bazı yüksek etki faktörüne sahip dergiler çok okunan dergiler olmayabiliyor. Özellikle belli konularda makaleler yayınlayan dergiler belli bir hedef kitlesi tarafından okunabilir fakat başka bir kaynak olmadığı için yüksek etki faktörüne sahip olabilir. Bu yüzden yazılarınızı düşük etki faktörlü dergilerde yayınlatmak daha fazla okunmalarını sağlayabilir. Ayrıca rağbetli yayıncıların makale kabul ve yayın süreleri de oldukça uzun olabiliyor. Bu yüzden de diğer dergilere tamamen sırt çevirmemek lazım.

Gelelim başlıkta sorduğumuz soruya: Etki faktörü gerçekten önemli mi? Bunun cevabını verebilmek için ciddi bir çalışma gerekiyor. Rağbetli yayıncılara bakarsanız etki faktörü oldukça önemli, fakat yayınladıkları makaleleri başka bir yayıncıya yayınlatıp atıf sayılarına baksak farklı sonuçlar çıkabilir. Tabii ki buna izin vermezler, o ayrı. Bundan dolayı önceki yazılarımda yazdığım gibi etki faktörü kullanılan tek ölçüt olmamalı. Araştırmanın kalitesi ve önemi yayınlandığı yere göre değil, bilime yaptığı katkıya göre değerlendirilmeli.

Share Button