18

COVID-19 Salgın Krizi Sırasında Bilgi Kirliliğinden Korunma

Covid-19 bir halk sağlığı krizidir. Bu kapsamda her birimize düşen görev kendimizi, sevdiklerimizi, komşularımızı, topluluklarımızı ve genel olarak toplumu korumak ve bunun için bireysel önlemler almamız gerektiğidir. Bu eylemleri yaparken de çevremizi bilgilendirmek için, güvenebileceğimiz ve doğru bilgiyi bulabilmemiz çok önemlidir. Birçoğumuz, Covid-19’a neden olan virüs olan yeni koronavirüs hakkındaki haberleri almak için yani doğru bilgiye erişmek için mücadele ediyoruz. Pek çok insan salgın nedeniyle hayatını kaybetti veya ağır hasta durumunda. Diğerleri ise haftalardır karantina altındalar. Hastalık, Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere birçok ülkede yayılıyor. Şu anda küresel bir pandemi olarak adlandırılan şeyle hepimiz karşı karşıyayız ve birçoğumuz kendimizi, ailelerimizi ve topluluklarımızı korumak için hangi önlemlerin alınması gerektiğini bulmaya çalışıyoruz. Televizyon haberleri, internet aramaları ve sosyal medyadan edindiğimiz bilgiler, ortaya çıkan Covid-19 krizi hakkında sürekli güncel bilgiler edinmemizi sağlıyor. Ancak bu bilgilerin bazıları doğru olduğu halde bazıları yanlış olabiliyor ve etrafımızda bir bilgi yüklemesine maruz kalıyoruz.

Salgın sürecinde doğru bilgiye erişmek

Doğal afetler, endüstriyel kazalar, terörist saldırıları ve ortaya çıkan salgın hastalıklar gibi kriz olayları çoğu zaman yüksek belirsizlik içeren dönemlerdir. Ne olup bittiğine ve bu konuda ne yapmamız gerektiğine dair yüzde yüz doğru bilgiyi bulmakta zorlanırız. Bu gibi durumlarda, çoğu zaman bilgi boşlukları vardır çünkü kriz ile ilgili henüz bilmediğimiz şeyler vardır. Ayrıca durumun “gerçekleri” o kadar dinamiktir ki bilgi sürekli güncellenmek zorundadır ve yüklü bir bilgi dağı oluşur. Bu gibi kriz süreçleri, söylentilerin ve yanlış bilginin hızlı ve kolayca yayıldığı zamanlar olmuştur. Bir de internetin hayatımızın her alanına girmesi ile sosyal medyanın yaygın kullanımı artmış ve hemen hemen her şeyin herkes tarafından kolayca paylaşılması ile de bilgi kirliliği sorununu ortaya çıkarmıştır. Bu durum özellikle de günümüzde Covid-19 krizi ile alakalı olarak sorun olmaktadır.

15 Şubat’ta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Müdürü olan Tedros Adhanom Ghebreyesus, sadece bir salgınla değil, aynı zamanda onun bir yan etkisi olarak adlandırdığı bilgi kirliliği denen şeyle de mücadele edildiğini belirtmiştir. Virüs hakkında çok sayıda yanlış bilgi vakasının internet ortamında bazen kasıtlı olarak ve bazen de doğal olarak yayıldığını bildirmiştir. Bundan daha kötüsü ise artık hangi bilgiye güvenmemiz gerektiğini bulmanın bizim için giderek daha da zor hale gelmesidir. Bu belirsizlik, olayın kişisel ve kolektif etkileri ve hangi eylemleri gerçekleştirmemiz gerektiği konusundaki kaygıyı beslemektedir. Ne yapmalıyız? Seyahat etmeli miyiz? İşe gitmeli miyiz? Ebeveynlerimizi veya büyükanne ve büyükbabalarımızı ziyaret etmeli miyiz? Onları yaşlıların yaşadığı tesisin dışına ve evimize taşımalıyız? Varsa ne zaman? Şimdi çok mu erken? Yarın çok geç mi kalacak?

Bilgi belirsiz olduğunda ve kaygı yüksek olduğunda, insanlar için doğal tepki bu belirsizliği ve kaygıyı “çözmeye” çalışmaktır. Başka bir deyişle, neler olup bittiğini ve bu konuda ne yapmaları gerektiğini anlamaktır. Böylece fiziksel alanlarda veya telefonlarımızda ve şimdi sosyal medya platformlarımız gibi iletişim araçlarını kullanarak içinde bulunduğumuz durumu anlamlandırmak için bir araya gelmeye çalışırız. Bilgi toplarız ve kendi nedenlerimiz, etkilerimiz ve en iyi yanıt verme stratejilerimizle ilgili olarak ortaya çıkan ve paylaşılan anlayışı hep birlikte bir araya getirmeye çalışırız. İşte tüm bu teoriler, verdiğimiz kararları ve aldığımız eylemleri bilgilendirir. Araştırmacılar bu faaliyetleri “kolektif algılama” olarak isimlendiriyor ve bunun insani felaketlere verdiği yanıtın doğal bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Çoğumuzun da şu anda kolektif algılamaya az çok katıldığını tahmin ediyorum. Bununla birlikte, gelişen algılama sürecinin kendisi de çeşitli söylentiler üretebilir ki bunların bazıları doğru çıkabileceği gibi bazıları da yanlış söylentiler olacaklardır. Maalesef ki yanlış söylentiler, yanlış bilgiler veya bilgi kirlilikleri tehlikelidir, çünkü insanların kendilerini veya başkalarını tehlikeye atan kararlar da dahil olmak üzere yanlış kararlar vermelerine neden olabilirler.

“Bilgilendirilmiş Halk Merkezi”

Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden beş araştırmacı, Aralık 2019’da “Bilgilendirilmiş Halk Merkezi” (BHM) ismiyle bir oluşum başlattı ancak başlarına böyle bir salgın geleceğini bilmiyorlardı. Bu merkez, yanlış bilginin nasıl yayıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bulguları ile de “bilgili bir toplumu teşvik etmek ve demokratik söylemi güçlendirmek” istemektedirler. Kuruluşundan sadece birkaç ay sonra, koronavirüs pandemisi ortaya çıkmış ve doymuş sosyal ve geleneksel medyaya sahip gelgitli bir bilgi dalgası üretiyor ki bu bilginin bazısı doğru ve bazısı da çok fazla doğru değil. BHM (Center for an Informed Public – CIP), yanlış bilgi ve bilgi olmayan bilgi konularında araştırmaları politikaya, teknoloji tasarımına, müfredat geliştirme ve kamu katılımına dönüştürmek için birinci sınıf araştırmacılar, laboratuvarlar, düşünce liderleri ve uygulayıcıları bir araya getirmiştir. Araştırma ve uygulama arasındaki döngüyü kısaltmak isteyen BHM, bunu güçlü kentsel ve kırsal kütüphaneler ağı, ulusal eğitimciler ağı ve kurumsal ortakları aracılığıyla yapıyor. Partizan olmayan Merkez, endüstri, hükümet, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve diğer kurumların yanı sıra, genellikle bu alanda araştırma ve uygulamada yeterince temsil edilmeyen topluluklardan ve toplumlardan gelen çeşitli sesleri bir araya getirmektedir. Bu disiplinler arası çaba, İletişim Fakültesi, İnsan Merkezli Tasarım ve Mühendislik ve Hukuk Fakültesi tarafından, Washington Üniversitesi’ndeki İletişim Liderliği Programı ve diğer birçok üniversite ve topluluk ortağı tarafından işbirliği ile yürütülmektedir. Merkezin temel araştırmalarının her biri, bilginin bir toplum içinde yeni bilgi ve eylemlere nasıl dönüştürüldüğünü araştırmaktadır. BHM, “Yanlış bilgi modern sistemlerde nasıl akar? Bilgi nasıl değerlere, inançlara ve eylemlere dönüşür? Araştırmacılar, eğitimciler, kütüphaneciler ve politika yapıcılar daha bilgili bir toplumu teşvik etmek için bu yanlış bilgilendirme süreçlerine partizan olmayan bir şekilde nasıl müdahale edebilirler?” sorularına cevap aramaktadır.

Bilgilendirilmiş Halk Merkezi koronavirüs salgını hakkında ne diyor?

Merkezin kurucularından ikisi (sosyolog Emma Spiro ve kriz bilişim araştırmacısı Kate Starbird) olayları yakından izliyor. Haber raporlarını izleyerek ve sosyal medya platformlarından büyük miktarda veri toplayarak, yanlış bilginin pandemi sırasında nasıl yayıldığını ve bilimsel uzmanlığın kamuoyu algılarını nasıl etkilediğini inceliyorlar. Spiro ve Starbird, geçmiş krizlerdeki yanlış bilginin yayılmasından öğrenmemiz gereken dersleri ve Covid-19 krizinden öğrenmeyi umduklarını açıkladılar. Covid-19 pandemisine dair yanlış bilgi salgını hakkında yorumlarını 24 Mart 2020 tarihinde yayınladılar. Yanlış bilgi paylaşan birçok kişinin aslında iyi niyetli olduğunu belirttiler. İnsanların bilgi aktardıkça bu krizde çok şey yaşadığını görüyoruz, çünkü arkadaşlarına ve ailelerine yardım edebileceklerini düşünüyorlar,  şeklinde açıklama yaptılar. Spiro ve Starbird, internetteki veri ve istatistiklerin nasıl kullanıldığını ve tartışıldığını ve bunun kamusal anlayış üzerindeki etkisinin ve insanların karar alma ve eylem yapma biçimleri üzerindeki etkisini düşünmeye çalıştıklarını belirttiler.

Yanlış bilgiden kaçınmak için bazı öneriler

İlk olarak, her birimiz birer bilgi katılımcısıyız ve hepimiz bilgi arama ve bilgi paylaşım faaliyetlerimizde dikkatli davranmalıyız. Kendi kaygılarımızın yanlış söylentileri ve bilgi eksikliklerini yaymaya etkisini düşünelim ve her bilginin doğruluğundan emin olmadan paylaşımda bulunmayalım. Bu bilgi paylaşımında bireysel yavaşlamak anlamına da gelebilir. Kaynaklarımızı incelemekte daha titiz olalım. Ayrıca, emin olmadığımız içeriği paylaşmamayı da seçebiliriz. Paylaşmayı düşündüğünüz bilginin zaten var olan kaygıyı ve belirsizliği çözmeye yardımcı olmadığını ve sadece kirliliği güçlendirdiğini fark ediyorsanız, yayınlamaktan uzaklaşın. Bunu pandemiye eşlik eden infodemi (yani bilgi kirliliği patlaması) için bir “el yıkama” uygulaması olarak düşünebiliriz.

İkinci olarak, kriz süresince bilgi aktarımı görevini üstlenen tüm iletişimcilerin, tıp uzmanları ve epidemiyologlar gibi kriz hakkında uzman olan kişilerin artan bilgi ve deneyimine güvenmelerini öneriyorum. Ayrıca iletişimcilerin bağlı bulundukları ajansların ve hatta ajanslar arasındaki bilgi aktarımının da tutarlı olması gerektiğini düşünüyorum. Etkinliğin doğal belirsizliğini etkili bir şekilde tüm dünyaya iletmeleri ve insanların daha fazla bilgi edindikçe “gerçeklerin” zaman içinde değişebileceğini anlamalarına yardımcı olmaları da önemli ve gereklidir.

Son olarak, siyasi liderlere ve politika iletişimcilerine, yanlış bilgilendirme yaparak, eksik bilgileri yayarak veya uzmanların bilim ve önerileri hakkında şüphe duyarak, soruna nasıl katkıda bulunabileceklerini düşünmeleri için yalvarıyorum. Toplumun güvenli bilgiye aç olduğu anlarda eğer sizler ortalıktaki bilgiye daha fazla şüphe katarsanız bunun sonuçları ne olur? Kriz olayına bireysel ve toplu tepkiler üzerinde hem ani hem de zamanla zararlı etkileri muhakkak olacaktır.

Leave a Reply

avatar
  Subscribe  
Notify of
X

Ücretsiz makalelerinizi tükettiniz.

Araştırma yazarlığı ve akademik yayıncılık konusundaki tüm kaynaklarımıza sınırsız erişim sağlamak için ücretsiz üye olun:

  • 320 + blog makaleleri
  • 50+ Web Seminerleri
  • 10+ Uzman podcast
  • 10+ e-Kitap
  • 10+ Kontrol Listesi
  • 50+ İnfografikler