Amerika’daki Üniversite Profesörleri Birliği akademik özgürlük ve görev süresi ile ilgili 1940 yılında şöyle bir bildiri yayınladılar:

‘’Yüksek öğretim kurumları sadece bireysel bir kişinin veya enstitünün değil hepsinin ortak iyiliği ve yararı için oluşturulmuştur. Bu ortak yarar da gerçeğin özgürce araştırılabilmesine ve yine özgürce ifade edilebilmesine bağlıdır.’’

Akademisyen ve bilim insanı olmanın temelininde de aslında bu ifade yatmaktadır.Topluma ve insanlığa yararlı araştırmaların yapılması ve bunların sonuçları, soruların özgürce sorulabilmesine ve özgürce cevaplar bulunabilmesine bağlıdır. Fakat son yıllarda eleştirmenlerin fakültelerin konunun uzmanı araştırmacılara takındığı tavırlar hakkında bazı şikayetleri var. 

timthumb

Konu uzmanlarına ihtiyaç azalıyor
Son zamanlarda akademik kitap yayıncıları kitaplarında kullanmak üzere öğretici materyallere daha çok ihtiyaç duyuyorlar. Çünkü konuya hakim olmayan ve az deneyime sahip öğretmenlerin bu kitaplar yardımı ile günü kurtarmaları isteniyor. Neden mi? Cevabı basit: Daha az deneyim, daha az maliyetli öğretmen demek!

Eğitmenlerin veya öğretmenlerin değerlendirilme yöntemleri de oldukça değişti. Online olarak verilen kurslarda artık öğrenciler eğitmeni değerlendiriyor ve eğitmenin performansı öğrencinin dersten ne kadar zevk alıp almadığı ile doğrudan belirleniyor. Yani öğrencinin dersten ne kadar bilgi aldığı veya neler öğrendiği artık çok da önemli gözükmüyor. Prestijli enstitülerin popüler olan bu online kursları diğer kurumları da cezbetmiş durumda ve onlarda artık kurslarını bu şekilde vermeye başlıyorlar. Çünkü öğrenci bu tarzı daha çok seviyor. Ayrıca öğrenciler bu online kursları istedikleri gibi bırakıp değiştirebiliyorlar, fakat bu değişim ne kadar bilgi almak istedikleri ile ilgili olmuyor maalesef.

Parayı veren düdüğü çalar
Akademik araştırma tarafında ise araştırmaya maddi kaynak sağlamanın getirdiği büyük baskılar, yukarıda bahsettiğimiz özgür düşünce ve özgür ifade kavramının üzerinde kara bulutlar dolaşmasına neden oluyor. Örneğin insan geni üzerine yapılan araştırmalar için hem Amerika hem de Avrupa’da milyarlarca dolar harcandı. Bu araştırmalara para yatıran özel sektör kuruluşları da ileride yapılacak olan genetik çalışmalardan yüksek miktarlarda telif hakkı alacaklardır.

Akademik özgürlük artık biraz boyut değiştirmeye başladı mı? Yani araştırmacı sadece kendine hangi araştırma için para verildiyse onu yapmakla mı mesuldür? Şunu kabul etmek lazım, ne olursa olsun akademik bir araştırma için para vermek ve destek olmak önemli bir iştir ve bu destek sayesinde bazı sorunlara kısa zamanda birçok çözüm bulunabilir. Fakat eğer araştırma sonunda tercih edilen çözüm en pahalı olansa ya da şöyle diyelim parayı yatıran kurum için en avantajlı olansa, bu akademik özgürlükle ne kadar ilgili olacaktır?

Akademik özgürlük, akademik sorumluluk demektir
Araştırmayı yayınlama konusunda baskı altında olduğunuzda veya araştırmanız yeterli fona sahip ve uygulanabilir bir proje olmadığı için fişi çekilme tehlikesindeyse bu oldukça yıldırıcı olabilir. Asıl soru işte burada yatmaktadır. Belki bir üniversite depertmanını ayakta tutmaya çalışıyorsunuz veya rakip meslektaşlarınızla bütçe kapma yarışındasınız, bu durumda bile halen akademik özgürlüğü savunabilecek misiniz?

Share Button